İlk bakışta Gökçeada
Gökçeada, yüzyıllar öncesinden gelen ve 1970 yılına kadar kullanılan ismiyle İmroz, Kuzey Ege’deki iki Türk adasından biri. Türkiye’nin en büyük adası olarak Bozcaada’nın yaklaşık sekiz katı büyüklüğünde. Türkiye’nin en batı ucu olduğu için “güneşin en son battığı yer” olma unvanına sahip.
Gökçeada, Çanakkale’ye bağlı bir ilçe. Yerleşim, ilçe merkezi dışında 10 köye dağılmış durumda.
Ulaşım: Adaya yalnızca deniz yoluyla ulaşılıyor; arabalı feribot ve yayalar için deniz otobüsü kullanılıyor. Ada içinde her türlü ulaşım aracı kullanılabiliyor.
Doğa: Zengin flora ve fauna, bol su kaynakları. Anakaraya uzaklığı doğasını insan baskısından korumuş.
Türkiye’nin ilk sualtı parkı burada ilan edilerek denizdeki, organik tarımda pilot bölge seçilerek karadaki doğal yaşam koruma altına alınmış. Gökçeada denizi, Türkiye’nin en temiz denizlerinden biri olarak hem yüzmek hem de dalış yapmak için ideal; dalış yapanları zengin bir sualtı bekliyor.
Rüzgarlı iklimi ve kendine özgü coğrafyası sayesinde ada, dünyanın önde gelen sörf merkezlerinden biri olmaya aday. Adanın en eski yerleşim yerleri olan Rum köyleri ise nostaljik havalarıyla büyüleyici: ara sokaklarında dolaşmak, yüzyıllar öncesinden gelen bir hikayeyi dinlemek gibi. Köylerde eski kahveler açık, bazılarında yemek yiyebileceğiniz yerler bulunuyor.
Plajlar ve aktiviteler
Gökçeada’da denize girilebilecek, cennet gibi birçok bakir koy bulunuyor.
Plajlar
Aktiviteler
Görülecek yerler
Gökçeada mitolojisi
MÖ 1200’lü yıllarda geçtiği varsayılan Troya Savaşı’nı konu alan İlyada Destanı, Homeros tarafından MÖ 750’li yıllarda yazılmış. Destanda adı birçok kez geçen İmroz’dan hep kayalık olarak bahsedilir.
Yunan mitolojisine göre Gökçeada (İmroz) ile Semadirek adaları arasında Akhilleus’un annesi Thetis’in sarayı; Gökçeada ile Bozcaada (Tenedos) arasında ise Poseidon’un kanatlı atlarının ahırları bulunuyor. İlyada’nın 13. kitabı, Poseidon’un atlarını Tenedos ile kayalık İmroz arasındaki geniş bir mağarada dinlendirdiğini anlatır.
Homeros’a göre İmrozlular Troya Savaşı sırasında Troyalıların yanında yer almış. Akhilleus tarafından esir edilip Limni’ye köle olarak satılan Troya Prensi Lykaon’u, İmroz Kralı Etion büyük miktarda para ödeyerek kurtarmış. Antik tarihçi Thukydides ise İmrozluların Atinalı göçmenler soyundan geldiklerini ve Hellen dilini Atinalılar gibi İon lehçesiyle konuştuklarını söyler.
Luwi dilinde “Yüce Ana Tanrıça” anlamına gelen “İmaura” sözcüğünün Hellen ağzında önce İmuros, daha sonra İmbros’a dönüştüğü söylenir. İmbros, çorak topraklardaki bereket tanrısı anlamına gelir.
Tarihi eserler
Gökçeada’dan eski çağlardan beri çeşitli kültürlerin gelip geçtiği biliniyor; ancak onlardan geriye kalanların çoğu yok olmuş ya da toprak altında gün ışığına çıkmayı bekliyor.
Adadaki ilk arkeolojik kazı 1996–1997 yıllarında Yeni Bademli Höyüğü’nde yapılmış. Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencileri ve adalıların çalışmalarıyla MÖ 3000 yıllarına ait sur, ev temelleri, erken tunç çağına ait seramikler, ağırşaklar, taş balta ve ok ucu gibi buluntular ortaya çıkarılmış. Bu kalıntılar Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.
Adanın bilinen en eski yerleşim yerlerinden Kaleköy’de, Bizans ve Ceneviz dönemlerinde onarılmış kale surlarının kalıntıları bulunuyor. MÖ 5. yüzyılda Atinalıların bu surların çevresine bir akropol kurduğu biliniyor. Dereköy yakınındaki Paleokastro Kulesi ve Yuvalı Plajı’ndaki Pirgos Kulesi de ayakta kalan diğer tarihi yapılar. Yaklaşık 500 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan adada, 1800’lerden kalma 1 cami, 4 çamaşırhane ve 1 çeşme ada merkezinde yer alıyor.
Gökçeada Rum gelenekleri
Meryem Ana Panayırı
Her yıl 14–16 Ağustos’ta düzenlenen panayır, adanın en kalabalık dönemi. Yunanistan’da ve başka ülkelerde yaşayan adalılar, çocukları ve torunları bir araya gelir. Ev sahibi Tepeköy’de 15 Ağustos’ta meydanda kurulan kazanlarda yemek, tatlı ve şarap dağıtılır; dans ve şarkılar sabaha kadar sürer.
Bu dönemde gelmeyi düşünüyorsanız rezervasyonunuzu en az 1 ay önceden yapın.
Ev şarabı
Eskiden adada neredeyse her evde, kendi bağlarından toplanan üzümler ayakla ezilip fıçılarda mayalandırılarak ev şarabı yapılırmış. Bugün hâlâ birçok Rum ev şarabı yapmaya devam ediyor; kapılarını çalıp alışveriş yapabilirsiniz.
Paskalya yumurtası
İlkbaharda kutlanan Paskalya için yumurtalar, tarla kenarında yetişen bir otun köklerinden elde edilen doğal kırmızı boyayla renklendirilirmiş. Desen için yumurtanın üzerine yaprak yapıştırılırmış. Kırmızının uğur getirdiğine inanılıyor.
Organik tarım ve zeytincilik
Kimyasal ilaç ve gübre kullanılmadan yapılan organik tarım için Gökçeada, ada olmanın getirdiği korunaklılıkla ideal bir yer. Tarım Bakanlığı adayı ekolojik tarım için pilot bölge seçmiş; kaymakamlığın organik zeytinyağı, organik bal ve organik sofralık-şaraplık üzüm projeleriyle amaç, Gökçeada’yı tamamen bir organik tarım adası yapmak.
Adada organik sertifikalı zeytinyağı üreten firmalar, zeytinyağı ve sabunun yanında kekik balı, biber salçası, peynir, yoğurt, sebze-meyve, reçel ve nar ekşisi gibi butik ev yapımı ürünler de satıyor.
Bozcaada için üzüm ne ise Gökçeada için zeytin odur. Adada 300–400 yaşında zeytin ağaçları görmek mümkün; kalın ve biçimsiz gövdeleriyle yıllara meydan okuyan bu ağaçların hâlâ meyve verdiğini görünce saygıyla eğilesi geliyor insanın. Eskiden her köyde bir iki zeytinyağı fabrikası varmış.
Balıkçılık ve hayvancılık
Gökçeada’nın akvaryum gibi sularında 144 balık türü görmek mümkün; yalnızca 5–15 metre arasında 76 tür dolaşıyor. Sardalya, uskumru, palamut, barbunya, mercan, karides, istakoz, kalamar ve ahtapot bunlardan bazıları. Amatör balıkçılar için bulunmaz bir yer.
Adaya vardığınızda ilk dikkatinizi çekecek manzaralardan biri, doğada çobansız ve özgürce dolaşan koyun ve keçiler olacak. Adalılar “Onların çobanı Allah” diyor. Bol kekikle beslenen bu hayvanların etinin lezzetini siz tahmin edin.
